Paylaş Bizimle

Hoşgeldiniz..


Lütfen Forumdan Daha Fazla Yararlana Bilmek İçin Arrow Kayıt Olunuz


Eğer Üye İseniz Giriş Yapınız Gösterdiğiniz İlgi İçin Teşekkür Ederiz..


Paylaş Bizimle..!!
Paylaş Bizimle

####..::HOŞ GELDİNİZ::..####


    Edebiyat Anıları-Hüseyin Cahit YALÇIN

    Paylaş
    avatar
    VodkaVishine
    ѕιтє кυяυ¢υѕu
    ѕιтє кυяυ¢υѕu

    Aktiflik :
    450 / 999450 / 999

    Erkek
    Mesaj Sayısı : 231
    Yaş : 23
    Nereden : 'im acaba
    Lakap : Ölü
    : :
    PUAN :
    75 / 10075 / 100

    MSJ PUAN :
    100 / 100100 / 100

    Seviye :
    15 / 10015 / 100

    Bağlılık :
    100 / 100100 / 100

    Takımım :
    REP GÜCÜ : 133
    Rep Puanı : 2
    Kayıt tarihi : 21/04/08

    Cüzdan
    Para Para:
    900/3000  (900/3000)
    Altın Altın:
    800/3000  (800/3000)

    paylas bizimle Edebiyat Anıları-Hüseyin Cahit YALÇIN

    Mesaj tarafından VodkaVishine Bir Cuma Eyl. 18, 2009 12:25 pm

    KİTABIN ADI : Edebiyat Anıları
    KİTABIN YAZARI : Hüseyin Cahit YALÇIN
    YAYINEVİ VE ADRESİ : T. İş Bankası Kültür Yayınları
    BASIM TARİHİ : 1999
    KİTABIN YAYIM MAKSADI : Otobiyografi
    KİTABIN ÖZETİ
    Hüseyin Cahit Yalçın, 1874′ te Balıkesir ’de doğdu. “Edebiyat
    Anıları” Hüseyin Cahit Yalçın ’ın 60 yaşındayken kaleme aldığı, kendi
    gerçeğini bulma çabasının gözlendiği bir yapıttır. Hem kendini
    eleştirir, hem savunur. Hem birilerini suçlar, hem bağışlar. Siyasal
    yazarlığından sıyrılıp, kendi iç dünyasını ve yaşadıklarını anlatır.
    “Bende kitap merakı çocukluğumda başladı. Ayakkabı kutusu olan ilk
    kütüphanemde kitaplarımı biriktirirdim. Oyun ve oyuncak gibi meraklarım
    yoktu. Aşık Garip, Kerem Hikayeleri, Hz. Ali’ nin Savaşları gibi
    kitaplar benim merakım ve coşkum olmuştur. Ailece okumaya meraklıydık.
    Babam akşam kahvesini içerken, ablam gaz lambasının yanında bize
    hikayeler okurdu. Ama bunların arasında Ahmet Mithat Efendi’ nin
    hikayelerinin yeri ayrıydı. Onun hikayeleri
    sık sık küçük tartışmalarla bölünür, konular bambaşka yerlere giderdi.
    Bunun yanında divanlar bana çok yakın görünürdü. Fuzuli, Nedim ve Nabi
    ’nin divanları elimde, dolaşıp dururdum. Bunların içinde beni en çok
    etkileyenlerden biri Nesimi’ nin divanıydı. “Sizin taptığınız tanrı
    benim ayağımın altında” demişti. Cezalandırılarak diri diri derisini
    yüzmüşlerdi. Oysa ayağının altında para varmış. Bu beni çok
    etkilemişti. Bu hayatlar ve yazılar çocukluk dünyam içinde fırtınalar
    yaratıyordu. Bir gün benim de içimde bu istek canlandı, ben de
    yazabilirim dedim. O yıllarda romanlar onaltışar sayfalık formatlar
    halinde haftada bir kez perşembeleri çıkardı. Artin adında bir dağıtıcı
    dağıtırdı. Artin, kendisinden sürekli kitap aldığım için beni çok iyi
    tanırdı. Bir gün beni altüst eden bir olayla karşılaştım. Gazetenin
    birinde bir makale vardı. “Seyyie-i Tesamüh” ü genç bir yazar yazmıştı.
    Yazıya Recaizade Ekrem övücü bir önsöz eklemişti. Ne büyük bir şeydi,
    Recaizade Ekrem’ den övgü dolu sözler almak. Sonunda karar verdim ve
    yazdım. İlk romanım “Nadide” böyle doğdu. Roman yazmakla bitmiyordu.
    Ona referans yazısı yazacak biri lazımdı. Ahmet Mithat Efendi’ yle
    böyle tanıştım. Gönderdiğim romanıma güzel bir önsöz yazmıştı. Romanım
    denetimden de geçmişti. Sıra basılmasındaydı. Babıali caddesine koştum.
    Eserimi Arakel’ e verecektim. O, zamanın ünlü yayımcısıydı. Kabul
    etmedi, yıkıldım ama yılmadım. Birçok yere gittim fakat nafile, kitap
    elimde kalmıştı. Aklıma babam geldi. Benim için doğduğumdan beri para
    biriktiriyordu. Ona bir mektup yazıp para istedim. Kitabımı kendi
    imkanlarımla bastırdım. Fakat o kadar büyük ses getirmedi. Dördüncü
    yılında lise öğrenimim sona eriyordu. Hepimiz mülkiye okuluna geçmeye
    hazırlanıyorduk. Fakat o sene ilk defa sınav kondu. Bu çok kötü
    olmuştu. Okulca karar alıp sınava girmedik. Bu protesto sarayca o an
    cezalandırılmadı fakat daha sonra bizim okuldan 3 sene boyunca hiç
    kimseyi almadılar.
    Mülkiye okulunda Fransızca öğretmenimizden oldukça yararlanmıştık.
    Bu dile olan merakım sayesinde Fransızca kitap ve yazılara ağırlık
    verdim. Okul arkadaşım Şuayip ile sık sık bir araya gelip Fransızca
    yayınlardan bahsederdik.
    Şuayip’ le en sıcak sohbetlerimizden biri de Avrupa’ ya kaçmaktı.
    Normal yollarla oraya gidemezdik saray yasaklamıştı. Ancak
    kaçılabilirdi, ama bu da çok zordu. Orada nasıl yaşayacaktık. Para
    lazımdı. Babamdan gelen 2 lira aylık yetmiyordu. Şuayip ise Tarım
    Bakanlığı ‘nda işe başlamış fakat komik bir para alıyordu. Biz de
    onunla birlikte çevirilere başladık. Çeviri yaptığımız Karabet sarayda
    çalışıyordu. Biz de ihtiyacımız olduğundan para karşılığı saraya çeviri
    yapmaya başladık.
    Mülkiye okulum sona ermek üzereyken gelecek kaygısı başladı. Ben
    basın istiyordum. Kitapçı Karabet ‘Mektup’ isimli bir dergi
    yayımlıyordu. Ama iddiasız olan bu dergiyi biz dört arkadaş Karabet’
    ten alıp basmaya karar verdik. İyi bir dergi olması için çabalıyorduk.
    İlk etkisi iyiydi. Bu arada bir dost Cenap Şahabettin’ in şiirlerini
    yayımlayabileceğimizi söyledi. Bu dergimizin çizgisi için çok iyi
    olmuştu.
    Mülkiye Okulundan 1896’ da mezun olmuştuk. Yani Servet-I Fünun’ un
    bir dergi haline gelişi sıralarında. Küçük bir hikaye yazmıştım. Adı
    “Röneka” ydı. Hikayemi Rauf’ un ısrarı üzerine dergiye yolladım.
    Hikayem beğenildi ve basıldı. Artık Servet-i Fünun’ da yazıyordum. Bu
    bana yetmemeye başladı. A. Şuayip, M. Rauf, Cavit, ve ben bir araya
    gelip yeni bir dergi çıkarmak için kolları sıvadık. İsmi “Yeni Mecmua”
    oldu. Larousse ayarında bir dergi olacaktı. Ruhsat almamıza rağmen
    dergi tatil edildi. Servet-i Fünun’ la yetinmek zorunda kaldık.
    Daha sonra yazarlık denediğim Tarik ve Sabah gazeteleri kısa ömürlü
    oldu. Ama hiçbir şey Servet-I Fünun’ da yazmamı engellemedi. Dergiden
    biz para almazdık. Orada başka bir bağ vardı. Yüce sanat ülküsü, yurt
    ülküsü…
    Tevfik Fikret’ in karizması ve kişiliği Abdülhamit yönetiminin her
    soylu duyguyu susturan ve öldüren kıyıcılığı ve baskısı içinde Fikret,
    yalnızca sanat ve yurtseverlik yolunun başı oluyordu.
    Her şeyin sonunda Servet-i Fünun’ u yıkan vuruş saraydan geldi. 16
    Ekim 1901 tarihinde çıkan sayıda ‘Edebiyat ve Hukuk’ başlığıyla
    Fransızca’ dan çevirdiğim bir makale vardı. Bu yazı P. Lacombe adlı bir
    yazarın “Edebiyat Tarihine Giriş” eserinden alınmıştı. Bu yazı
    Abdülhamit’ i fena kızdırdı. Bizi mahkemeye çağırdılar. Bir süre gittik
    geldik. Ama Adliye Bakanı Sarayın yırtıcı buyruğuna direnip bizi mahkum
    etmedi.”
    Hüseyin Cahit Yalçın (1930-1950) yılları arasında İstanbul ve Kars
    milletvekilliği yaptı. Ölümüne kadar Ulus gazetesinde baş yazarlık
    yaptı.


    _________________

    Biz Sizi Düşünüyoruz Sende Bizi Düşün Paylaş Bizimle....


    Forumumuzdan Daha Fazla Yararlanmak İçin. Tıkla Üye Ol

      Forum Saati Ptsi Kas. 20, 2017 2:45 pm